‘Elleme... İt oğlu it!’
12/3/2007Bu nedir? Gece sabaha değmek üzeredir, ortalıktan el ayak çekilmiş,
biraz önce ‘menim öz gardaşım’ sallama çayı masaya bırakmış, ben de
söylemesi ayıptır Exelsior Hotel’in soğuk yalnızlığında oturmuş ‘Azerbaycan Republikası televizyası’nı zaplıyorum.
Zaplarken karşıma ne çıktı, biliyor musunuz?
1992’de Al Pacino’ya Oscar ve Altın Küre ödülü kazandıran ‘Scent of a Woman...’ Al Pacino’nun gerçek anlamda döktürdüğü film. Dilimize ‘Kadın Kokusu’ adıyla çevrilmiştir ve de bir başyapıttır.
Siz bunu bir de Azeri dublajıyla izleyin.
Bir ‘replikler silsilesi’
olan filmin en can alıcı sahnesinde Albay Frank Slade, kendisine
yardıma gelen kolej öğrencisi Charlie Simms’e çıkışır (bu rolü de genç
kızların ve bazı geçkin arkadaşların kalbinde taht kurmuş Chris O’Donnell oynamaktadır); ‘Sen yahşi uşak olamayıp’ filan derken bombasını patlatır: ‘Elleme it oğlu it...’ Çünkü Charlie fazla meraklı görüntüsü vermekte, Albay’ın özel eşyalarını karıştırmaktadır.
Böyle dünya tatlısı bir dublaj...
Bilmiyorum Azerbaycan’a yolunuz düştü mü? Baqi’nin
(Bakü değil) imar sonrası düzenliliğini taşıyan caddelerinde dolaştınız
mı? Azeri bir karındaşla Türk ve dünya meselelerini kapıştınız mı?
Ben kapıştım...
Bize gıptayla bakıyorlar...
Hem seviyorlar, hem sevmiyorlar gibi...
Konuşma arasında, bir punduna getirip, Haydar Aliyev’in ‘Biz bir millet, iki dövletik’ sözünü zikretmeyi ihmal etmiyorlar ama, hep bir mesafelilik ve temkinlilik var davranışlarında.
İnsanı üzen, tedirgin eden bir temkinlilik...
Şehirli züppe karşısındaki ‘köylü ezikliği’ni hissettirmemek için de azami gayret sarfediyorlar; ‘yahşi’ (güzel) sözcüğünü daha az kullanıyorlar mesela, ‘beli’ (evet) sözcüğünü zikretmemeye özen gösteriyorlar.
Daha açık söylemek gerekirse bizim gibi olmak, bizim gibi davranmak, işe bizim gibi kalkışmak istiyorlar ki, isteseler de ‘kendileri gibi’ kalamazlar zaten; ortalıkta, kültürel anlamda bir ‘Türkiye muhasarası’ var. Öyle ki, bizim ‘Televole’lerimizi bile izliyorlar.
Mustafa Sandal’ı çok beğeniyorlar mesela.
Serdar Ortaç’a bayılıyorlar.
Serdar önümüzdeki günlerde Bakü’de konser verecekmiş. Bütün kenti afişlerle donatmışlar.
Başkanlık Sarayı’ndaki yemekte yan yana oturduğumuz folklor araştırmacısı Kadir Bey’e ‘Mümkünse Serdar Ortaç’ı Azerbaycan’da alıkoyabilir misiniz?’ teklifinde bulundum.
Espriyi anlamadı ama gözleri parlayarak ‘has uşak’ dedi.
Serdar işini bağlayabilseydim, onlara diğer değerlerimizi, Tuna ve İclal Kiremitçi’yi, Cem Özer ve Nurgül Yeşilçay’ı, Seda Sayan ve Nihat Doğan’ı, İbrahim Tatlıses’i, Esra Ceyhan’ı, Mehmet Yakup Yılmaz’ı, Ali Atıf Bir’i önerecektim.
İkinci gün Azerbaycan televizyasında bir ‘Avrupa Birliği’ tartışmasına, pardon ‘kapışmasına’ şahit oldum.
Kapışmacı konuklardan biri, ‘Bizim neftimiz (petrolümüz) ve gazımız var. Nüfusumuz da çok az. Türkiye’den önce Avrupa iktisadına dahil olabilirik...’ dedi.
Bu tespiti Avusturyalı kapışmacı da destekledi.
Fakat, sonra da, aynen bize yaptıkları gibi, meseleyi götürüp ‘Ermenistan’la sulh’ şartına bağladı.
Hasılı, kendi içinde rasyonalitesi olan irrasyonel bir ülke Azerbaycan.
İşin ilginç tarafı, orada olunduğu süre içinde ‘özlem’ ve ‘yurtsama’ artıyor. Bu da, nereden bakarsanız bakın, iyi bir şey...
Kötü olan, özlem öznesinin oralı olmaması...
Ahmet KEKEÇ - Star gazetesi
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Askerin medya notları
8/3/2007| Genelkurmay'ın
medya kuruluşları için hazırladığı güvenilirlik değerlendirmesi raporu
sızdı. Raporda hangi gazeteci ve kurumun hangi 'hata'ları yaptığı tek
tek anlatılıyor Dört yazara veto * * * * * İki yazarı eleştiriyor * * * * * Altı yazar 'sakıncalı' * * * * * Sansasyon seviyor * * * * * Maddi hataları var * * * * * Genel olarak olumlu * * * * * Akreditesi donsun * * * * * Tiraj düşük ama... * * * * * Yanlış yolda! |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sibel Kekilli: Cinayetin faturasını İslamiyete kesiyorlar
6/3/200754. Berlin Film Festivalinde ''Altın Ayı'' ödülünü kazanan ''Duvara Karşı'' filmindeki başrol oyunuyla bir anda üne kavuşan Sibel Kekilli, ''namus cinayeti işleyenlerin çoğunun, bunu İslamiyet'e dayandırdığını'' söyledi.
Der Spiegel dergisinin İnternet sayfasına açıklamalarda bulunan Kekilli, ''Namus cinayetlerini işleyenlerin çoğu, bunu İslamiyet'e dayandırıyor. Bu inkar edilemez'' dedi.
Hiçbir dine mensup olmadığını, ancak tüm dinlere saygı duyduğunu belirten Kekilli, ''İnsanları koruyan ve yaşamları boyunca görevler veren bir güce inanıyorum. Ancak bu gücü tanrı olarak isimlendirmiyorum'' diye konuştu.
Almanya'da uyumun başarıya ulaşamamasının nedenlerinin, hem Alman hem de yabancılarda aranması gerektiğini kaydeder Kekilli, şunları söyledi:
''Yıllarca tanıdığım Almanlardan, 'Tabii biraz yavaş konuşmamız lazım, sen Almanca'yı tam bilmiyorsun' gibi aptalca sözler duyuyorum. Yurt dışından yerli karakterleri canlandırmam için rol teklifleri alıyorum. Örneğin İngiltere'den bir İngilizi oynayacağım rol teklifi aldım. Ancak Almanya'da aldığım rol tekliflerinin yüzde 90'ında Türk kadınını, çoğu kez başörtülü Türk kadınını canlandırmam isteniyor.''
Kekilli, Türk kadını rolünü severek oynadığını ve kendi kökenini de inkar etmediğini, ancak sadece bu role indirgenmesine karşı olduğunu söyledi. Ne Türkiye'de, ne de Almanya'da kendisini evinde gibi hissetmediğini belirten Kekilli, şunları kaydetti:
''Almanya'yı günün birinde terk edeceğime eminim. Artık insanlara, Alman vatandaşı olmamama ve Almanya'da doğmamama rağmen hala kabul edilmemiş olmadığımı anlatmak istemiyorum. Burada doğmama ve anayasayı kabul etmeme rağmen Almanların çoğu için hala misafirim.''
Kekilli, başörtüsüne baskı ve teslimiyetçiliğin işareti olduğu için karşı olduğunu belirterek, başörtüsünün gönüllü olarak takılmasına karşı olmadığını kaydetti. Kekilli, ''Neden İslamiyet'i eleştiren kişiler Ekin Deligöz, Necla Kelek, Seyran Ateş ve Hirsi Ali gibi sadece kadınlardan oluşuyor?'' şeklindeki bir soruyu da, ''Ben de erkek olsaydım feodal yapıya karşı mücadele etmezdim. Cesur kadınlara destek veren erkeklerin olmaması da sorunun bir parçası'' şeklinde yanıtladı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Molla panikledi
6/3/2007 RTÜK adlı kurumun başındaki
molla, bugünlerde çok zor durumda. Mollanın kendisinden olarak gördüğü
bir televizyon kanalı da bu aralar suçlanıyor çünkü
Televizyon dizilerine cezalar kesen, kanallara tehditler yağdıran RTÜK adlı kurumun başındaki molla, bugünlerde çok zor durumda.
Mollanın kendisinden olarak gördüğü bir televizyon kanalı da bu aralar suçlanıyor çünkü.
Samanyolu
Televizyonu'nda seyrettiği 'Sırlar Dünyası' adlı dizideki kendini asma
sahnesinden etkilenen Şanlıurfalı 12 yaşındaki Hatice, anne ve
babasının evde olmadığı bir akşam kendisini asıp öldü.
Molla
ne yapsın şimdi? Kanalı suçlasa olmayacak, ona gücü yetmiyor... Ceza
kesse, ona da korkuyor... Çünkü o camianın içinden ya molla; kendisine
verilecek cezanın ağır olacağından korkuyor.
Sonra 'molla'
lakaplı Zahid Akman ne yapıyor biliyor musunuz? Konu hakkında
Diyanet'ten görüş istetiyor. Eğer bu gibi konularda onların lafıyla
hareket ediyorsa keşke Kurtlar Vadisi'ni sansürletmeden önce Diyanet'e
görüş sorsaydı. Ben eminim ki; Kürt-Türk arasında 'barış tema'sını
işleyen o programın ikincisini bile yayınlayamadan sansürlenmesine
gerek olmayacaktı.
Molla şimdi fetvayı bekliyor. Eminim ki;
'sakıncası yok' fetvası gelecektir. O da Samanyolu Televizyonu'na
cezalar kesmek zorunluluğundan kurtulur.
Bizim, 'televizyon
kanallarını görüşlerine göre ayırmak, madem bizimkine ceza geliyor,
onlara da ceza verilsin' demek gibi bir tavrımız yok, bu olamaz da...
Bu gibi ilkel tavırlar bize yakışmaz, ama maalesef RTÜK'ün başındaki
mollaya tam da bu yakışıyor. Çünkü o insan, bu tür tavırlardan ibaret.
Hayatı boyunca kendisinin itilmiş, kakılmış olduğuna, şimdi geçmişin
öcünü alma zamanının geldiğine inanıyor. O gibi insanlardan ilkeli,
rasyonel tavırlar beklemeyin. İşleri geldiğinde bir kanalı kapatabilir,
işlerine gelmediği zaman ise karar almamak için fetva beklerler.
Onların
böylesine bir hayat tarzları var, ne yapacaksınız?.. Bu utancı da biz
bir süre taşıyacağız ne yapalım?... Biz bu yükü taşıyacağız da arada
olan Türkiye'ye oluyor. Bu utancın maliyeti de Türkiye'ye çıkıyor ne
yazık ki... Bu tür insanlar nedeniyle bir türlü modernleşemiyoruz.
Serdar TURGUT - Akşam
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ADSL abonelerini bekleyen tehlike
26/2/2007
Hayatımın çok az bir bölümünü gerçekten kendime ayırabiliyorum. Üstelik bir süredir iş yaptığım anla kendime ayırdığım zamanı ayırt edememeye başladım. Örneğin bir oyunu oynarken hep yazmaya değer mi, nasıl bir başlıkla vermeli diye düşünüyorum. Web sitelerini iş için mi, keyif için mi araştırıyorum bilemiyorum. Yeni bir cihazla tanışmanın da eski keyfi yok. Titizlik eşiği iyice yükseldiği için çoğu zaman sıradan kullanıcılar için pek bir şey ifade etmeyecek şeylere bile kafa takılmaya başlıyor. Müzik dinleten bir telefonun ekranda albüm kapağını göstermesi garip bir mutluluk vermeye başlıyor.
Tamamen iş için yaptığımdan emin olduğum zaman dilimiyse web sitemiz için kodlama yaptığım zaman dilimleri. Yeni bir veritabanı sorgulama fonksiyonunun keyif verdiği insanlar halimi anlayacaktır. Örneğin geçen haftalarda algılanan bir sayının tek mi çift mi olduğunu tespit etmek için son derece kısa ve basit bir PHP kodu keşfettim. İşin kötüsü böyle acayip şeylerden duyduğunuz sevinci paylaşamıyor oluşunuz. En azından gazetedeki ortam buna müsait değil...
Niyetle şekillenen akıbet
Kodlama denilen şey saatler, günler, haftalar boyunca aynı satırlara bakıp onları biraz daha kısaltmak, hızlandırmak, geliştirmek ve elbette daha güvenli hale getirmekten ibaret. Her şey biter, işler devreye girer ve bir zaman sonra bir mektup alırsınız: 'Sitenizin şurasında şöyle bir açık var, kapatın!' Çoğu böyle ahlak sahibi değildir, buldu mu dalar! Her iki durumda da açığı tespit edip kapatma süreci başlar. Böylece farklı bir niyetle sitenize girenlerin yöntemleriyle tanışırsınız. Örneğin bir gazete sitesinin ziyaretçisinin amacı haber okumaktır. Bazıları 'haber yazmak' ya da cam, çerçeve indirmek için gazete sitesine gelir. Çoğu zaman hayranlık duyulacak yöntemlerle 'sanatlarını' icra ederler ama işi eyleme dönüştürenlerin yüzde 99'u (uyduruk bir oran değil gerçekten de bu kadarı) pratikte hiçbir şey bilmeden güvenlik sitelerinde okuduklarını kopyalayıp yapıştıran ya da hazır uygulamaları çalıştıranlardır. Yani 'âlemde' hiçbir şey ifade etmezler. Yine de en çok böbürlenenler bunlardır. Kimi zaman günlerinize mal olurlar ve bir sistem yöneticisi olarak ulaşıp aklınıza gelen çok daha yaratıcı işkence yöntemlerini uygulamak istersiniz.
Ama önünde sonunda ****** kiddie, hacker ya da cracker gibi (her biri apayrı anlamlara gelen) bu süne zararlılarının icraatları bir web sitesine sızmaktır. Eğer o site insanların maddi değere dönüşebilecek mahrem bilgilerini içermiyorsa açık kapatılır, olay unutulur gider. Ama bazı sızıntılar zarar verir. Hem de epey acıtan cinsinden...
Kablosuz özgürlüğün bedeli
Geçen gün amcam aradı. Benim telkinimle almaya karar verdiği ve sabit fiyatlı bir tarifeyi seçtiği ADSL hizmetinin faturası yükselmeye başlamış. Telefonda duyar duymaz ilk sorum 'Modeminin kablosuz desteği var mı?' oldu. Amcam bu konudan dahi emin değildi. İlk teşhisim ne yazık ki doğru çıktı. Birisi kablosuz bağlantısını sömürüyor, kota limiti aşıldığı için de bu faturasına yansıyordu. Kendi hattının tamamını bir ADSL
sülüğüne kaptıran amcam da yavaş açılan sayfalardan dert yanıyordu.
Türk Telekom birkaç ay fatura zarflarında bu konuya dikkat çeken broşürler dağıttı. Ama yeterli düzeyde bilgisi olmayanlar için o broşürlerin bir şey ifade etmediğini hesaba katmadılar. Üstelik 'kablosuz internet erişimini şifreleme' temel bilgiye sahip olanlar için bile ne kadar mümkün, tartışılır.
Amcamın modem ayarlarını yapan kişi mümkün olan bütün hataları yapmış. Bunu fark eden komşularından biri de amcamın hesabından her ay yükselen bir oranda içerik emmiş. Türk Telekom sitesindeki sayaca göre (adslkota.ttnet.net.tr) sülük komşunun iştahı bu ay 45GB veriye rağmen doymamıştı! Kullanmadığı bir hizmet için hiç de azımsanmayacak bir bedel ödeyecek olanlara amcam da katılmıştı.
Para, tura bir şekilde ödenir. Peki ya yarın bir gün polis amcamın kapısına dayansa ve "IP numaranızı tespit ettik.
Şu sitelerden çocuk pornosu çekmişsiniz, korsan film yüklemişsiniz, bölücü terör örgütünün forumlarına slogan yazmışsınız, internet bankacılığı şifrelerini toplayıp Moldovya'ya para havalesi yapmışsınız" dese... Amcam bunları kendisinin değil kablosuz internetine giren meçhul komşusunun yaptığını nasıl ispatlayacak?
Ya da üstüne yapışan bu yaftayı nasıl silecek?
Türkiye'de ADSL abonesi 3 milyona doğru ilerliyor. Bu grubun içindeki bilgi düzeyi oranının çoğunluğunun (doğal olarak) amcam düzeyinde bilgi sahibi olduğuna eminim. Bilgi denizine dalıyorum diye mahkeme girdaplarına kapılmak istemeyenler için erken bir uyarı sayın bunu.
alıntı: Radikal
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Gardiyan yapmıştı netekim
24/2/2007Evren, darbe işkencesini böyle açıkladı: Cezaevleri örgütlerin elindeydi. İhtilalden sonra gardiyanlar intikam aldı. Çok uyardık. Ama dinletemedik.
Eylül yorumları
Evren, '12 Eylül hapishanelerini ve işkenceyi' anlattı: Gardiyanlar, mahkumlardan intikam aldı. Kaç defa 'İşkence yapmayın' diye haber gönderdik. Ne yapacaksın insan bu, hınç alıyor.
Birbiri ardına 12 Eylül darbesini sorgulayan filmler vizyona girmeye başladı. Ana tema, 12 Eylül sonrası gözaltına alınanlara Emniyet ve cezaevlerinde uygulanan işkenceler... Askeri müdahalenin lideri, 7. Cumhurbaşkanı Emekli Orgeneral Kenan Evren, işkence ve "derin devlet" gibi konularda çarpıcı açıklamalar yaptı:
* Bu filmleri izlediniz mi?
Hiç izlemedim. Niye izleyeyim? Asıl üzüldüğüm, 12 Eylül'den evvel, bombalar patlatılmış, bankalar soyulmuş, insanlar öldürülmüş. Anarşik olaylardan zarar görmüşler, karısı, kocası, oğlu öldürülmüş olanlar neden film yapmıyor? Zaten İnönü'nün bir güzel sözü vardır: "Doğrular eğriler kadar cesaretli olmazsa, bu işler hiç olmaz."
* O döneme ait kötü muamele ve işkence konusunda ne söylemek istersiniz?
Cezaevlerindeki kişilere "Bunlara eziyet edin, kötülükler yapın" diye bizim Konsey'den, Konsey üyelerinden veya askeri kanattan emir verilmedi. Ha neden oldu? Hapishanelerin müdürleri, gardiyanları 12 Eylül'den evvel neler çekti? Hapishaneler yolgeçen hanı olmuştu. Hapishaneleri yönetenler hapiste olanlardı. O gardiyanlar falan "İllahlah" demişler. 12 Eylül olunca intikam aldılar. Biz kaç defa haber gönderdik, "İşkence, kötü muamele yapmayın" diye. Çünkü Avrupa'dan gelen başbakanlar, bakanlar hep bundan dert yanıyorlardı. Ama onlar dinlemiyordu işte. Dinleyen oluyor, dinlemeyen oluyor. Ne yapacaksın. İnsan bu. Emniyet'te de herhalde konuşturmak için yapıyorlardı işkenceyi. Sonradan kalktı. İşkence kalktı, iyi oldu. AB, girmek için şart koştu. Kim ister işkence yapılmasını. İnsanlar birbirlerinden hınç almak için yapıyorlar bunu.
* Nedir bu "derin" devlet?
Derin devlet, sığ devlet. Ben böyle şeye inanmıyorum. Devlet devlettir. Devletin içerisinde devlet adına çalışan bazı gruplar her zaman olmuştur. Sadece bizde değil. Bütün devletlerde. Biz yalnız kendimizi görüyoruz. Amerika'da sanki olmuyor mu. O CIA neler yapıyor? Kennedy'nin öldürülmesini bile CIA elemanlarına bağlayan var. Oluyor. Olmaması için gerekli tedbirler almak lazım ama illa olmaz diye bir şey mümkün değil.
* Peki devlet başkanları haberdar edilmez mi?
Onların bilgisi dahilinde olmaz. Onlar kendi aralarında şey yaparlar ama devlet başkanları ve başbakanların haberi olmaz.
Mehmet Çetingüleç - Takvim
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Seçim topu ateşlendi!
19/2/2007Seçim topu,
gülle ve şarapnel atar gibi topyekûn ateşleniyor: Seçim ayı, kasım
ayına (4 Kasım) denk geldiği ve kasım ayı da “Ramazan’a rastladığı”
için Ankara’da iktidar partisi “seçimi iki ay öne alma (eylül ya da
ekim) fikrini” tartışmaya başladı.
Ramazan’da oruçlu ağızla!
O kadar yalan söylenecek.
Günahtır!
Meydanlarda,
TV ekranlarında bol yalan söyleneceği için seçimi 2 ay öne çekmeyi
düşünüyor değiller, seçmen “oruçlu ağızla yalanlara kanmaz” diye
düşünüyor olabilirler. Seçim topunun ateşlendiğini gösteren en etkili
atış; adı “Mortgage” diye İngilizceden olduğu gibi aktarılan; “kira
öder gibi aylık taksitlerle ev sahibi olabilme modeline” hayat verecek
olan yasanın bu hafta Meclis’ten çıkıyor olması...
Git bankaya!
Al parayı peşin!
Ver inşaatçıya.
Al evini.
Gül gibi otur.
Bankaya
borcunu 10 ila 20 yılda kira verir gibi öde... Faiz ne olacak faiz? Onu
düşünme. Çok düşünen ev sahibi olamaz... AKP’nin Başkanı ve Başbakan
Tayyip Erdoğan ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, seni senden çok
düşünüyor. Faizler ne kadar yüksek olsa da “Mortgage mülklendirme
sisteminde” hükümetimiz, yapacak evsizlere bir iyilik! Düşürecek
faizi...
Evin varsa üzülme.
Ver evi ipoteğe...
Al sen de krediyi...
Sahibi ol ikinci evin...
Seçim
yılı ve helal olsun Başbakan Tayyip’e... Cumhurbaşkanı olmak hakkıdır
artık. Ankara’da önceki gün yapılan belediye başkanları toplantısında
Sinop Belediye Başkanı Zeki Yılmazer, “Belediye borçlarını silin...”
ricasında bulunmak üzere söz alıp, “Sayın Başbakanım...” yerine Tayyip
Erdoğan’a, “Sayın Cumhurbaşkanım...” diye hitap etti...
Sonra da güldü.
“Allah söyletti...”
Deyiverdi...
Allah izin verirse Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olur ve seçimler
Ramazan nedeniyle bir ya da iki ay öne alınırsa Abdullah Gül de yeni
başbakan olur.
İl temsilcileri.
Gençlik temsilcileri...
Kadın temsilcileri...
Parti müşahitleri....
Birlikte
evlere, özellikle kentlerdeki yoksul mahallelerine dağılacaklar, “her
eve ziyaret ile oy toplama usulünü” bu seçimde de en yüksek noktaya
çıkartacak ve “pirinç-bulgur-şeker torbaları” dağıtımını da bu sefer
görülmemiş ölçüde hızlandıracaklar.
Halk bu!
Kabul eder ziyareti.
Alır torbayı.
Oyu
belki de bu sefer, “Cem Uzan’a” verir... Verir mi verir. İnadına verir.
Verirse ne büyük şenlik olur! Üç yılı geçti, Baba Kemal Uzan ile oğlu
Hakan Uzan, hâlâ yakalanmadı. Türkiye’ye getirilmedi. Tayyip Erdoğan,
Uzanlar’ın bankası İmar’dan bono almış 22 bin kişiyi, “alırken bana mı
sordunuz” diye azarlamış, 3.5 yıldır bono karşılıklarını ödetecek
yasanın çıkmasını da engellemişti. Sonunda Danıştay, ödenmesi kararını
aldı; Başbakan yardımcılarından Abdüllatif Şener de “İmarzedelere
paralarının ödeneceği” müjdesini verdi.
Ne de olsa seçim yakın.
22 bin kişiye 700 trilyon ödeme yapılacakken şimdi faizleriyle birlikte 1 katrilyon ödenecek. Devlet 400 trilyon zarar edecek.
Sorumlu kim?
Sorumlu seçime gidiyor.
Top ateşlendi.
Kaynak : Vatan gazetesi - Necati Doğru (19.02.2007)
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı



