Domuz avcısı
25/3/2007. Deniz Diren (30), iş hayatında paslanmaz çelik tüccarı, özel hayatında domuz avcısı. Beş yıl önce "Kuşa tüfek atmak bana zevk vermiyor" dedi, sadece domuz avcılığına yöneldi. Bu alanda uzmanlaştı. Bir buçuk yıl önce kurduğu www.domuzavcisi.com web sitesini, domuz avcılığını öğrendiği babası Önder Diren’e (47) ve domuz avcılığına gönül verenlere ithaf etti.
Yaban domuzlarıyla arasında bir bağ olduğunu düşünüyor. Kendinden 17 yaş büyük babasıyla birlikte domuz vurmak için sezonda yaklaşık 50 bin kilometre yol yapıyor. Karşılığında sadece üç domuz vursa da bu ona yetiyor. Öldürmenin en son aşama olduğunu söylüyor: "Bir keresinde karlı ve çamurlu yollarda 700 km araba kullanmıştık. Son yaylaya çıkamayıp 3 km’yi de kürekle kazmıştık. Altı saat sonunda arabayı yaylaya çıkartabildiğimizde, bugün av olmaz, deyip geri dönmüştük."
Baba, Önder Diren doğma büyüme Yeşilköylü. Avcılığa altı yaşında, evden kaçıp balık tutarak başladı. Kış geldiğinde denizdeki balık havada kuş oldu, oltayı bırakıp, eline sapan aldı. 13 yaşına geldiğinde ağ ile kuş avlıyordu. Av tüfeği ve bıldırcınla 18 yaşında tanıştı. Bıldırcını ördek ve çulluk izledi. 1983 yılında domuz avına başladı. Domuz tehlikeli bir hayvandı, onunla karşılaşmak için avcılıkta pişmek şarttı.
Deniz Diren tüfek kullanmayı 12 yaşında öğrendi. Babasının peşinden gitmediği av kalmadı. Karaca, geyik, bıldırcın, ördek... İlk yaban domuzunu vurduğunda 15 yaşındaydı. O an domuzun diğerlerinden farklı olduğunu hissetti. Başka ve anlamlandıramadığı bir zevk almıştı. Bu his uzun süre aklını kurcaladı. Nihayetinde beş yıl önce domuz avından başka bir ava gitmemeye karar verdi. Çünkü tatmin olmuyordu. Kuşa tüfek atmayı kendine yediremiyordu. Sonuçta hayvanın iki ihtimali vardı. Ya kaçacaktı ya da ölecek. Domuz öyle mi? Kendini savunabiliyor, saldırıyor, yaralıyor hatta öldürüyordu.
www.domuzavcisi.com’u bir buçuk sene önce açtı. Biraz İngilizce bilgisi, biraz bilgisayar merakıyla bu site ortaya çıktı. Ama iş tahmin ettiğinden çok büyüdü. Şimdi 1000’in üzerinde üyesi var, siteyi günde 80 bin kişi okuyor. Reddettiği üye başvurusu ise 950. Niye kabul etmiyorsunuz, diye soruyorum: "Sitem internetteki kalabalık topluluklar gibi değil. Tek amacım bildiklerimi paylaşmak. Düzeni bozacağını, gereksiz ahkam keseceğini hissettiğim kişileri üye yapmıyorum. Site üyeleriyle buluşmam, ava gitmem, gidemem. Av arkadaşlarımı uzun yıllar süren elemeden sonra seçtim. Çünkü domuz avı çok tehlikeli, en çok kaza olan av çeşidi. Kuş avında vurularak ölme ihtimali yüzde 1’se, domuz avında yüzde 30."
Deniz Diren, Türkiye’nin dört bir yanında yaban domuzu olduğunu söylüyor, Avrupa’ya kıyasla zenginlikten söz ediyor. Onlar ağırlıklı olarak Eskişehir, Bolu, Tokat, Erzincan, Manisa, Kütahya ve Ankara’ya gidiyorlarmış. "Bizim için verimli verimsiz diye bir ayrım yok. Çünkü çok vurmak derdinde değiliz" diyor.
Türkiye’nin yaban domuzu konusunda bereketli olmasının iki nedeni var: Eti haram, avı zor ve tehlikeli. Önder Diren devletin bir ara domuz avını teşvik etmeye çalıştığını anlatıyor: "İnanması zor ama Çorum’da geçen sene kuyruğuna 25 YTL veriyorlardı. 10 günde 1200 domuz katledildi. Yavrusu, dişisi, gebesi. Resmen soykırımdı. Çok yazık oldu. Durdurmak için ilgili kurumlara yazmadığım yazı, etmediğim telefon kalmadı. Bizim için avcılık bu değil. Biz bu işi çoluk çocuğumuzu doyurmak için yapmıyoruz. Bu iş spor, hobi, mücadele, doğa, arkadaşlık. İçinde bir sürü şeyi barındırıyor. Domuzu vurmamız final. Tamam kabul ediyorum o noktada kişisel bir tatmin var. Elde etmenin hazzını yaşıyoruz ama hedefe giderken başka amaçlarımız da var."
VURDUĞUM HAYVANI YİYEMEM
Aslında domuz eti yeriz ama vurduğumuzu yiyemiyoruz, arkadaşlara veriyoruz. Geçen bayram tatilinde 12 domuz vurmuştuk. Bazılarını köpeklere yedirdik, bazılarını diğer avcılar aldı. Beşini sürekçi köylülere verdik. Türkiye’den Yunanistan’a büyük miktarda yaban domuzu eti satılıyor. Bu işin ticaretini yapan avcılar var. Domuzun kilosu Eskişehir’de 5 kuruş, Trakya’da 4 YTL.
Domuz avcısının bir günü
Av yasal olarak 15 Ağustos ile Şubat’ın son haftası arasında yapılıyor. Genellikle domuz avına altı kişi çıkarız. Cumadan gider, pazar döneriz. Cuma öğleden sonra yola koyuluruz, gece avlanacağımız bölgeye varıp dinleniriz. Sabah 7-8 civarı kahvaltı yapıp yola çıkarız. Köyden gelen sürekçiler (köpekleri domuz bölgesine salan yardımcılar) ve köpeklerimizle birlikte meraya gideriz. Önce iz süreriz, sonra posta kurarız. Bu ne demek? Bir orman paftası düşünün, etrafında yangın yolları var. Biz belli aralıklarla o yollara avcı bırakırız. Ortalama 150 metre aralıklarla, belli açılarla domuzun geçeceği yollara pusu kurarız. Köpekler ve sürekçiler izleri takip eder. Biz bu arada havaya birkaç el ateş ederiz. Teneke çalan ya da torpil atan da olur. Ses yüzünden domuz hareket alır ve köpekler peşine takılır. Yetişkin domuz köpekleri, domuzu havlayarak kovalar. Aralarında belli bir mesafe olur. Bekleyen avcı da köpeğin sesine göre domuzun nereden çıkacağını anlar. En fazla dört saniyede köpeklerin kovaladığı domuzu görüp ateş etmelidir. Edemezse kaçar. Nadir de olsa, hırslanıp köpek vuran oluyor. Bu en üzücüsü."
UNUTAMADIĞIM AV
10 yıl önce arkadaşlarımla ava gittik. Onları dizdikten sonra bana duracak yer kalmadı. Zaten yol yorgunuydum. Bir ağacın gölgesine oturdum. Köpekler kovaladı, silahlar atıldı, atıldı, domuz pusu kurulan bölgeyi geçti ve bana doğru gelmeye başladı. Tüfeği elime almamla beni fark etti. Ateş ettim. Yaralandı ama düşmedi. Karşımda bana öylece bakıyor. Üstüme doğru koşmaya başladı. Heyecandan kıpırdayamadım. Geldi bir metre kala düştü. Düşmesiyle benim aksi istikamete kaçmam bir oldu. Sakinleşince geldim baktım, ölmüş. Domuz aniden dönemez denir, bu doğru değil.
DOMUZ DOĞAYA YARARLI
Anadolu’da hangi köye giderseniz gidin domuza "hınzır" derler. Domuzun Farsça adı hınzırdır. Haram, nalet hayvan da derler. Bazı köylerde cuma namazından çıkıp, Allah, Allah nidalarıyla, savaşa gider gibi domuz avına gidiliyor. Sevap için domuz vuruyorlar. Halbuki domuzun doğadaki fonksiyonu çok önemli. Toprağı havalandırır. Geyik güzeldir, faydası yoktur. Filizleri yer.
Sibel ARNA - Hürriyet
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Deprem yakında mı acaba:Fay kandilliyi korkutuyor.
13/3/2007
Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma
Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, son zamanlarda "Doğu Anadolu
fayında bir hareketlilik yaşandığına" dikkati çekti.
Enstitünün 2006 yılı faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantının
açılışında konuşan BÜ Rektörü Prof. Dr. Ayşe Sosyal, Kandilli
Rasathanesi’nin işleyişini anlatmak üzere bu toplantının
gerçekleştirildiğini ifade ederek, afetsiz günler dileğinde bulundu.
Enstitü Müdürü Prof. Dr. Altay da, Türkiye’nin depremselliğini
değerlendirerek, "Son zamanlarda Doğu Anadolu fayında bir hareketlilik
var" dedi.
Son olarak Sivrice’de 5.9 büyüklüğünde önemli bir deprem meydana
geldiğini anımsatan Altay, Bingöl civarında da önemli bir hareketlilik
olduğunu ve bunun dikkatle izlenmesi gerektiğine kanaat getirdiklerini
söyledi.
Türkiye’nin Avrupa ve Akdeniz’in en çok depremselliğe sahip ülkesi
olduğunu kaydeden Altay, depreme dayanıklı mekanlar yaratmanın önemine
dikkati çekti.
Altay, İstanbul’da okul, hastane ve bazı kamu kurumlarının binalarının
güçlendirilmesine ilişkin çalışmalar yapıldığını hatırlatarak, bina
sayısının çok fazla olduğunu, ancak bu işin üzerine kararlılıkla
gidilmesi gerektiğini bildirdi.
Projeleri ve çalışmaları hakkında bilgiler veren Altay, 2007 yılı
itibariyle son teknolojiye sahip geniş bantlı deprem istasyonu
sayısında önemli artış sağlandığını kaydetti.
Altay, geçen yıl Türkiye’de 2.8-5.9 büyüklükleri arasında toplam 4 bin
471 deprem olduğunu, bunlardan 63’ünün 4-4.9, ikisinin de 5-5.9
büyüklüğünde gerçekleştiğini bildirdi.
MARMARA DENİZİ’NE SONDAJ
Altay, Marmara Denizi’nde Sivriada açıklarındaki faya sondaj yapmayı planladıklarını da kaydetti.
Bunun bir proje önerisi olduğu ve Kandilli olarak tek başlarına bunu
yapamayacaklarını dile getiren Altay, projenin uluslararası yürütülmesi
gerektiğini ve büyük kaynak istediğini söyledi.
Bunun üzerine toplantıda söz alan Enstitü Müdür Yardımcısı Prof. Dr.
Cemil Gürbüz, bu çalışma ile bir depremin fiziksel olarak nasıl meydana
geldiğini inceleyeceklerini anlattı.
Gürbüz, burada yapılan sondaj çalışmasının ardından yerleştirilecek
sensörlerle depremin fiziğinin ölçüleceğini ve bunun bir depremin nasıl
oluştuğu konusunda bilgi vereceğini kaydetti.
DEPREMİN MERKEZİNE SEYAHAT
Ulusal Deprem İzleme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat da, "Jules
Verne’nin arzın merkezine seyahati gibi depremin merkezine seyahat
edeceğiz" dedi.
Kalafat, 7-9 kilometre derinliğe sondaj yapılarak sensörlerin
yerleştirileceğini ifade ederek, sondajların olası deprem riskinin en
fazla olduğu noktaya yapılacağını belirtti.
Mevcut deprem istasyonlarında sensörlerin yaklaşık 5 metre
derinliğindeki kuyulara yerleştirildiğini dile getiren Kalafat, bu
projeyle depremler hakkında daha sağlıklı bilgi alınabileceğini ve
olası büyük bir deprem öncesinde neler meydana geldiğinin de buradan
öğrenilebileceğini kaydetti.
"Bingöl civarında etkinlikler söz konusu, bunu izliyoruz" diyen
Kalafat, Bingöl civarının Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu faylarının
kesişme noktasında bulunduğunu anımsattı. O bölgede orta büyüklükte
depremlerin meydana gelmesinin sürpriz olmadığını da dile getiren
Kalafat, "Bu coğrafyada her zaman depreme hazırlıklı olmak gerekiyor"
dedi.
Milliyet
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kuraklığa yeni çözüm: Biyo-zar
9/3/2007
Çöllerdeki bereketin nedeni olan ’su tutan toz’ dünyaya umut oldu. Bilimadamları ’biyo-zar’ adı verilen toz tabakasının sünger işlevi gördüğünü ve susuzluğu çözüm olabileceğini açıkladı. Nijerya’da yapılan deneylerde bu tabaka sayesinde az miktarda suyla mısır yetiştirilmesi seviunçle karşılandı.
İlerleme Derneği’ne mensup bilim adamlarının internet sitesinde yaptıkları açıklamada, su darlığına karşı çözüm önerisi olarak sunulan, ’biyo-zar’ın tarımcılıkta da suyun kullanımını değiştirebileceği kaydedildi. Bilim adamları, ’biyo-zar’ın ilk demelerinin Nijerya’da yapıldığını ve az miktarda suyla mısır yetiştirilmesinde başarı elde edildiğini bildirdiler. ’Biyo-zar’ın kalkınmakta olan ülkeler için büyük yenilik olduğunu belirten bilim adamları, bu sistemle oluşturulacak bitki örtüsü sayesinde, küresel ısınmanın da azaltılabileceğini söylüyorlar.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Denizleri biz bitirdik
5/3/2007.
Denizlerimizden çıkan balık sayısı her geçen gün azalırken acı gerçeği
Çanakkaleli trolcüler dile getirdi: Suçumuzu itiraf ediyoruz, bilinçsiz
avlanma sonucu denizleri kuruttuk. Balık kalmadı, balıkçının işi bitti.
Denetim yok, usulsüzlük dizboyu.
Kuzey Ege Denizi’nde avlanan trolcüler bilinçsiz ve sorumsuzca avlanmanın sonunda denizlerde ortaya çıkan acı tabloyu gözler önüne serdi.
İKİ DÖNEM YASAK KONSUN
’Genç Balıkçılık’ isimli trol teknesinin reisi Hasan Genç, "Biz suçumuzu itiraf ediyoruz. Denizleri kuruttuk. Bilinçsiz avlanmanın ve bilinçsiz konulan yasakların sonucunda denizlerimiz kurudu. Bundan trolcü de, gırgırcı da, lambacı da, dinamitçi de, dip ağcısı da, kısacası herkes sorumlu. Denizlerimizin her tarafında balık katliamı var. Mırlan, çinekop, kalkan, mezgit gibi birçok balık çeşidi artık yok ve balıkçının işi bitti. Türkiye’de su ürünleri müdürlükleri hiçbir şeyimizi denetlemiyor. Balıkhanelerde usulsüzlük diz boyu. İstanbul’un Kumkapı Balıkhanesi’nde küçücük çinekopların çöpe gittiğini kimse görmüyor mu" diye isyan etti.
Yasaklarla oynandığına dikkat çeken Genç, "Kuzey Ege’de troller için 15 Nisan- 15 Eylül arasında yasak var. Ama bazı balıkçı arkadaşlarımız avlanma süresini 15 Haziran’a kadar 2 ay uzatmak istiyor. Buna kesinlikle karşıyız. Aksine biz yasağın 15 Nisan- 15 Temmuz olarak değiştirilmesini istiyoruz. Ayrıca mırmır, barbunya, sardalya, kolyoz, uskumru gibi küçük balıkların gelişmesi için 1 Eylül 30 Kasım tarihleri arasında ikinci bir yasak konulmasını istiyoruz" dedi.
HAMSİ TÜKENMEK ÜZERE
Malkoçoğlu’ isimli trol teknesinin reisi Ali Malkoç da Karadeniz’de gırgırların 24 saat hamsi avlayarak katliam yaptıklarını söyledi. Üç santimlik hamsinin yem fabrikalarına satıldığını belirten Ali Reis, "Denizde hamsi yok olursa, bütün balıklar yok olur. Hamsi denizdeki bütün balıkların yemidir. Karadeniz’de 24 saat hamsi avlanıyor. Nesli tükenmek üzere" diye konuştu.
Torunlarımıza balık kalsın
Ezine’nin Yeniköy Limanı’nda demir atan trol teknelerinin reisleri geçmişte yaptıkları hataların faturasını bugün ödediklerini belirtiyor. "Denizden artık balık çıkmıyor" diyen balıkçılar "Zaman zaman ara verip, denizi dinlendirirsek torunlarımıza balık bırakabiliriz" diye konuşuyor.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Dünya eriyor, hayatın devamı buzun yaşamasına bağlı
2/3/2007"Kışı, karı çok seven ve tüm yaşamı buna uyumlu ülkelerden Norveç’in başkenti Oslo’da dahi çocuklar artık kar duasına çıkmaya başladı." Associated Press ajansının atmosferin kirlenmesi anlamına gelen ve "küresel ısınma" olarak kapıda bekleyen felaketin artık acil önlemlerle "bir nebze" giderilebilmesi için yaptığı derlemede, dünya ikliminin korunmasında kutupların ve buz katmanlarının önemi anlatılıyor.
Elli yıl arayla 1957-58’den beri ilk kez resmen dün ilan edilen Uluslararası Kutup Yılında 63 ülkeden 50 bin bilim adamı, yeryüzünün bekası için çalışıyor.
Hükümetler arası İklim Değişikliği Panelinin geçen ayki raporunda, dünyanın giderek ısınmasının kesinlikle insan eliyle başta sera etkisini yaratan sanayiden atmosfere salınan karbondioksit gazından kaynaklandığı belirtildi.
Monako Prensi II. Albert, kutup bölgelerini birkaç kez ziyaret etmiş kişi olarak dün Fransa’nın başkenti Paris’te yaptığı açıklamada, "21. yüzyılda tüm dünyaya en büyük tehdidin atmosferin ısınması olacağını" söyledi.
Ekoloji uzmanları, biyologlar, fizikçiler, yerbilimciler;uydular, buzkıran gemileri, denizaltılar kullanarak Kuzey ve Güney kutuplarında yaşamı daha yakından mercek altına alacak.
Bilim adamlarına göre, çoğu yerde 400 metre kalındığında dev deniz buzlası olan donmuş deniz Kuzey Kutbu, eriye eriye yok olacak ve bu da tüm dünya iklim dengelerini mahvedecek.
KUZEY’İN ERİMESİ EN HIZLI
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) uydularından gelen bilgilerle yapılan araştırma, 2004 ve 2005 yılları arasında Kuzey Buz Denizi’ndeki buz tabakalarında çarpıcı değişiklikler ortaya çıkardı.
Daimi (yıl boyunca erimeyen) kalın buz kütlesinin büyüklüğünde 2005’te yüzde 14 oranında azalma kaydedildi. Buz kütlesindeki bu azalmayla Türkiye’nin yüzölçümüne yakın büyüklükte, 730.000 kilometrekarelik alan kaybı, erime meydana geldi. Bu durum, Rusya ve Avrupa’nın kuzeyindeki Doğu Kutup Bölgesi’nde kütle kaybına yol açtı. Amerika Kıtası ve Atlantik Okyanusu’nun kuzeyini kapsayan Batı Kutup Bölgesi’nde buz kütlelerinindeyse tedrici yığılma görüldü. Her on yılda bir, ortalama olarak yüzde 6,4-7,8 arasında azalan buz kütlelerinin bir yıl içinde yüzde 14 oranında azalması bilim adamlarınca tehlike olarak kaydedildi. Önceki yıllara oranla 18 kat daha fazla olan alan kaybının sebepleri araştırılıyor. Bu durumun normal dışı rüzgar akımından mı kaynaklandığı, yoksa kutuplardaki erimenin hızında büyük değişimin habercisi mi olduğu merak ediliyor. Doğu Kutup Bölgesi’nde 2005 yılında görülen normal dışı rüzgar akımlarının buz kütlelerini doğudan batıya doğru kaydırmış olabileceği düşünülüyor. Fakat, uzmanlar bu kadar büyük buz kütlesinin sadece rüzgarlar tarafından kaydırılabileceğini düşünmüyor.
İKİ KATI
Kütle kaymasının, hava sıcaklığı artışının çarpıcı göstergesi olabileceği düşünülüyor.
Kuzey Kutbu, küresel ısınmanın iki katı hızda ısınıyor.
Buz kütleleri, beyaz renkleri nedeniyle güneş ışınlarını yansıtıyor.
Yansıyan ışınlar, daha koyu renkte olan okyanus tarafından emiliyor ve okyanus sularının daha çok ısınmasına sebep oluyor. Isınan okyanus suları buzları eritiyor. Buz kütleleri azaldıkça dünya daha hızlı ısınıyor ve bu durum küresel ısınmanın etkilerini tahmin edilenden çok daha erken olabileceği anlamına geliyor.
Yapılan son araştırmalar, Kuzey Kutbu’nu her yaz kaplayan buz kütlesinin büyüklüğünde ve kalınlığında küçülme olduğunu ortaya çıkardı. Son 20-30 yılda yaz aylarındaki buz kütlelerinin önceki dönemlerle karşılaştırıldığında her yıl binde 7 oranında küçülmüş olduğu göze çarptı. Uydu cihazları tarafından 2005 yılının eylül ayında kaydedilen buz örtüsünün kalınlığının, 1978 yılından beri görülen en düşük seviyede olduğu belirtildi. California’daki NASA Jet Motorları Laboratuvarında yapılan araştırmada, yaz buz örtüsünden farklı olarak daimi buz örtüsünün büyüklüğü ölçüldü. Daimi buz kütlesi, 3 metre kalınlığında olan ve en az bir yaz mevsimi boyunca varlığını koruyabilen, buzulların ana kütlesini oluşturan buz kütlesine deniyor. Mevsimsel buz kütlesiyse kış mevsiminden sonra yaz güneşiyle eriyen ve daimi buz kütlesinden daha ince yapıya sahip buz kütlesi oluyor. İki buz kütlesi birbirlerine çok benzemekle birlikte, bazı farklılıklar gösteriyor. Bir tatlı su buzu olan daimi buz kütlesinin yüzeyi mevsimsel buza göre çok daha sert oluyor ve içinde daha çok baloncuk bulunuyor. Araştırmanın liderliğini yapan Dr. Son Nghiem’e göre, buzullardaki serpintiyi ölçebilen radarlı ölçüm aletleri birbirine çok benzeyen bu iki farklı buz kütlesini ayırt edebiliyor. Kuzey yarımkürede kış mevsiminin başlangıcı kabul edilen 21 aralık tarihli 2004 ve 2005 kayıtları arasında büyük farklılıklar göze çarptı.
ATABAŞKAN KIZILDERİLİLERİ
"Atabaşkan" da denilen Alaska ve Kuzey Kanada’nın Kızılderililerinin Athasaskan meclisinin üyesi James Allen, "Gıda kaynaklarımız, balık avı ve doğal ilaç alanlarımız günden güne daralıyor" diyor.
Eskimolar için de gidişat aynı.
Kuzey Kutbu Arktika’nın yerküre karşıtı altıncı kıta Güney Kutbu Antarktika’da da son 35 milyon yılın 5 km’ye yaklaşan kalınlıktaki, eski gölleri dağları yutmuş dev buz örtüsü de balon, teleskop ve uydularla incelenecek.
BM Meteoroloji Örgütünün desteklediği Uluslararası Kutup Yılı girişiminin başkanı David Carlsson, "50 yıl önce dünya buz tabakalarında ve buz dağlarındaki değişim bilinmiyordu, bugün görülüyor" dedi.
Rus coğrafya uzmanı Vladimir Kotlyakov da, "Küresel ısınmadan Rusya da bariz nasibini alıyor" diyor.
Kutup Yılı eşbaşkanı ve Avustralya hükümeti Antarktika kurulu araştırmacısı Ian Allison, "Yüz yıl sonra Kuzey Kutbu’nun artık tamamen eridiği, daimi buz kütlelerinin Kuzey’de yok olduğu görülecek" dedi.
Norveç’in Ny_Alesund Kuzey Kutbu Enstitüsünün müdürü Kim Holmen, "Son yıllarda buzdağları giderek daha hızlı eriyor" dedi.
İsveç’in Kuzey Kutup Dairesinin 200 km kuzeyinde yer alan tamamen buzdan inşa edilmiş Jukkasjarvi Buzoteli, kutup araştırmaları için simgesel dev hidrojen balonunu göğe saldı.
Bilim adamları, kutupların geri kalan ömründe mümkün olduğunca sağlıklı yaşamasının tüm dünya için en derinde yaşamsal önemi olduğunu her gün daha fazla vurguluyor.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
PETA 'dan "marul bikini"li protesto
1/3/2007Hemen her fırsatta hayvan hakları için çıplak eylem yapan PETA üyeleri bu kez ünlü bir mankeni kullandılar kendilerine özgü defilelerinde. Güzel mankene maruldan oluşan bir bikini giydiren Peta üyeleri hayvan ürünleri değil de yeşil ürünlerin yenilmesi gerektiği mesajını verdiler.
Hayvanlara Etik Muamele İçin İnsanlar (PETA) örgütü, et yemek yerine vejetaryenliği özendirmek için Filipinler'de ilginç bir kampanya başlattı.
Kampanyasını ünlü vejetaryen manken-oyuncu Alicia Meyer'in üzerine giydirdiği maruldan bikiniyle tanıtan PETA'nın eylemini uluslararası haber ajansları tüm dünyaya geçti.
Asya ülkelerini hedefleyen kampanyanın startını Filipinler'in başkenti Manila'da veren PETA, bu eylemiyle de ilgi odağı oldu.
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Akvaryum Uğruna Siyanürlenen Balıklar
22/2/2007
Mercan kayalıkları resifleri biyolojik çeşitlilik bakımından yağmur ormanlarını andıran ve mercan, balık, omurgasız, karides gibi binlerce tür canlıyı bir arada barındıran global ekosistemin önemli bir parçasıdır. Mercan resiflerinde insanları kendilerine hayran bırakan her renkte canlıya rastlanabilmektedir. Başlangıçta bu güzel dünyayı dalarak izlemekle yetinen insanoğlu, bununla tatmin olmayıp hoşuna giden balıkları, mercanları, deniz yıldızlarını, yengeçleri, anemonları vs. doğal ortamlarından koparıp kendi evinde veya iş yerindeki akvaryumlarda barındırmaya başlamıştır. Gittikçe büyüyen bu heves milyonlarca insanı ve binlerce canlı türünü içine alarak zamanla kocaman ticari bir sektöre dönüşmüştür.
Günümüzde akvaryum sektörü, dünyada multimilyon dolarlık bir ekonomik boyuta ulaşmıştır. Bu kadar büyük bir sektörün ana kaynağını başta balıklar olmak üzere diğer sucul canlılar oluşturmaktadır. Akvaryum canlıları tatlı su ve deniz canlıları olmak üzere iki gruba ayrılmakladır. Tatlı su akvaryumlarında barındırılan canlıların % 98�i insanlar tarafından üretilip çoğaltılırken % 2�si doğadan yakalanmaktadır. Diğer yandan deniz akvaryumu için kullanılan canlıların ancak % 2�si kültür yoluyla üretilebilmektedir, geriye kalan % 98�lik kısmı doğadan temin edilmektedir. Dünyada yıllık 14-30 milyon deniz balığının, 3000 ton civarında canlı kayanın, yüz binlerce kilogram mercanın doğadan toplandığı ve 1500� e yakın deniz canlısının ticaretinin yapıldığı tahmin edilmektedir. Doğadan bu kadar çok canlının toplanmaya devam edilmesi ekolojik dengeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Deniz akvaryumlarında kullanılan canlıların hemen hepsi ekvatorun 30º kuzey ve 30° güney enlemleri arasında yer alan tropikal bölgelerde özelliklede, mercan resiflerinden temin edilmektedir. Dünyanın değişik yerlerindeki mercan resiflerinden toplanan canlılar talep olan ülkelere ihraç edilmektedir. Yalnızca Filipinler ve Endonezya�daki resiflerden yakalanan deniz akvaryum balıklarının yaklaşık % 85�i Amerika ve Avrupa�ya ihraç edilmektedir. Sri Lanka, Pasifik Adaları, Hawai, Florida, Karayipler, Kızıldeniz Hint Okyanusu adaları ve Doğu Afrika ülkeleri gibi ülkelerde de canlı toplanan resif alanları mevcuttur. Bu ticari işleyiş, çerçevesinde global akvaryum ticareti hızla büyümeye devam etmektedir.
Toplam canlı mercan ticareti 1991 yılında % 5�ten 1997 yılında % 53�e çıkmıştır. Günümüzde yalnızca Amerika�daki deniz akvaryumlarında l milyon sert mercan, 6 milyon yumuşak mercan bulunduğu tahmin edilmektedir. Tropikal balıkların ve mercanların kültürü yapılmakta ancak kültür yoluyla üretilen ürün, ihtiyaç duyulan talebin çok altındadır. Örneğin; mercan kültürü yapan mercan çiftçileri mevcuttur. Ancak çiftliklerin ürettikleri mercan toplam mercan tüketiminin yalnızca yüzbinde üçü kadardır.
Deniz akvaryumları için her yıl yüz binlerce kilogram mercan ve canlı kaya, 15-20 milyon balık alınıp satılmaktadır. 10000�den fazla farklı canlı türü bu ticaret kapsamına girmektedir. Akvaryum canlılarının doğadan temin edilmesi birçok türün azalmasına veya yok olmasına neden olmaktadır. Örneğin; Endonezya Bangay Adalarının endemik türü olan Bangay kardinal balıklarının (Pterapogon Kauderni) binlercesi deniz akvaryumlarında yetiştirilmek üzere doğadan toplanıp ihraç edilmektedir. Bunun devam etmesi halinde sadece bu adalarda yaşayan bu türün nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Özel ekosistemler sınıfına giren mercan resiflerinin yaşamını pek çok şey tehdit etmektedir. Balıkçıların avlanırken resiflere zarar vermeleri önemli bir tehdit unsurudur. Ayrıca teknelerden bırakılan çapaların, suya giren insanların, insan kaynaklı kirleticilerin verdiği zararların yanı sıra akvaryumlar için mercan, balık, canlı kaya ve diğer canlıların toplanması ile de resiflerdeki yaşam ciddi anlamda tehdit edilmektedir. Binlerce canlının ve canlı kayanın doğal ortamlarından alınması önemli bir sorundur bununla birlikte canlıların toplanması esnasında uygulanan yanlış metotlar, doğaya verilen zararı katlamaktadır.
Resif canlıları özellikle de haliklar doğal ortamlarından akvaryumlara gelinceye kadar çeşitli aşamalardan geçerler. Öncelikli olarak balıkların yakalanmaları gerekmektedir. Balıkları canlı bir şekilde yakalayabilmek amacı ile ağ, tuzak, kepçe gibi değişik ekipmanlar kullanılabilmektedir, fakat en yaygın kullanılan metot sodyum siyanür gibi bazı kimyasal maddelerin kullanılmasıdır. Balıkları sersemletmek maksadıyla uygulanan bu metot balıkların yakalanmasını kolaylaştırmaktadır.
Balık toplayıcıları bir pipetin içine doldurulan seyreltilmiş sodyum siyanürü mercanların arasına saklanmış balıkların üzerine veya yakınlarına püskürtürler. Siyanürü soluyan balık bir süre sonra bayılır, toplayıcıda fazla zahmete girmeden balıkları toplar. Buraya kadar her şey normal görülebilir ancak Sodyum Siyanür güçlü bir zehirdir. Kullanırken hedef balığın dışında başka balıkların ve canlıların etkilenmelerde söz konusudur. Siyanür, mercan poliplerini, simbiyotik algleri ve resif sağlığı için gerekli olan diğer organizmaları öldürmektedir. Siyanür kullanan balıkçı da yapılan bu uygulamadan etkilenir.
Siyanür bu amaçla ilk defa 1960�lı yıllarda Tayvan ve Filipinler�de kullanılmıştır. Son on yıldır siyanür kullanımı yasal olmamasına rağmen resif balıklarını toplamada kullanılmaya devam edilmektedir. Filipinler de balık yakalamak için her yıl 150 ton siyanür kullanıldığı rapor edilmektedir.
Insanoğlu milyonlarca deniz canlısını akvaryumlarda barındırabilmektedir. Bu canlıların büyük çoğunluğu toplandıktan sonra akvaryumlara ulaşmadan ölmektedir. Gelse bile hemen hepsi kısa bir süre sonra ölmektedir. Elbetteki bu katliam başta bilim adamları olmak üzere hükümetlerin ve uluslararası sivil toplum örgütlerinin tepkisine neden olmaktadır. Bu bağlamda pek çok ülkede siyanürle balık avcılığı yasaklanmıştır. Eline kepçeyi alan her dalgıcın balık toplamasına müsaade edilmemektedir. Bu amaçla eğitim programları düzenlenmekte ve bu programın sonunda sertifikalar verilmektedir. Bu konuda çalışan organizasyonlardan en önemlilerinden biri MARINE AQUARIUM COUNCIL (MAC)�dır. Kar amacı gütmeyen bağımsız bir organizasyon olan MAC; Filipinler, Endonezya, AB ve ABD gibi ithalat ve ihracat yapan ülkelerde faaliyet göstererek uluslararası bir örgüt halini almıştır. Bu teşkilatın 60 dan fazla ülkede yaklaşık 3000 üyesi mevcuttur. MAC�ın görevi, mercan resiflerini ve diğer deniz ekosistemlerini korumak, kalite ve standartları belirlemek, sertifikalandırmak ve geliştirmek, tüketicilerin talebini güvenilir ve sertifikalı ürün alımına yönlendirmektir.
Akvaryum sektörü özellikle Endonezya, Sri Lanka, Filipinler gibi Asya ülkelerinde önemli derecede geçim kaynağı olmuş durumdadır. Filipinler de 7.000, Sri Lanka da 50.000 civarında toplayıcı mevcuttur. Bu rakamların içerisine aileler de eklendiğinde ortaya çıkan rakamın küçümsenemeyecek boyutlarda olduğu görülmektedir. Sektörün ilk basamağında görev alan ve bu işten para kazanan toplayıcıların dışında ithalatçılar, ihracatçılar, toptancılar, taşıyıcılar, aracılar ve perakendeciler gibi değişik kollarda çalışan milyonlarca insan akvaryum canlıları üzerinden para kazanmaktadırlar. Bu kadar geniş kitleyi kapsayan akvaryum sektöründe insanların para kazanma hırsı doğal hayatın zarar görmesine neden olmaktadır.
Resiflerden topladıkları canlılardan gelir sağlayan Filipinler, Endonezya, Sri Lanka gibi ülkelerin insanları bunun yanı sıra resiflere yapılan turizm dalışları sayesinde de para kazanabilmektedirler. Gerek kamu kuruluşları gerekse uluslar arası organizasyonların resiflerin ve denize canlıların korunması yönündeki çabalarına rağmen deniz akvaryumlarında kullanılan canlıların büyük çoğunluğu hala doğadan temin edilmektedir. Pek çok ülkede uygulanan koruma ve kontrol yasalarına rağmen siyanür kullanımı sürmektedir.
Deniz canlılarını, evlerinin bir köşesine kurdukları akvaryumlarda görmek isteyecek, kadar çok seven insanoğlu birkaç yıl sürecek bir heves için canlıların bu şekilde zarar görmesini elbette istemez. Akvaryumlarda barındırılan canlıların doğayı tahrip etmeden güvenli ve tam kontrollü bir şekilde bilinçli uygulanan metotlarla temin edilmesi mümkündür. Bunun yanı sıra kültüre alınan deniz türlerinin çoğaltılması ile de doğaya ve canlılara zarar verilmemiş olur. Üstelik kültür yoluyla üretilen canlılar doğadan yakalananlara nazaran akvaryumlara daha kolay adapte olabildiklerinden akvaryumdaki yaşam süreleri diğerlerinden daha uzun olacaktır.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı







